İzafiyet teorisine göre ışık ışınında yıldızların yakınından geçerken sapmalar oluyor; zaman, büyük ve yoğun objelerin yakınında yavaşlıyor. Uzayda belirli bir eksen üzerinde yol alan büyük uzay kütleleri, kendi etraflarında dönerken de zamanın akışını etkiliyorlar. Bu durumda teorik olarak şu soru insanın karşısına çıkıyor: Işık ışınında meydana gelen sapmalar, uzayda ‘‘solucan deliği’’ diye anılan bir çeşit tünel yaratarak insanın başka bir yıldıza, mesala vega yıldızına gitmesine olanak sağlayabilir mi? Karadeliklerin aksine varlıkları henüz ispatlanmamış hortum deliklerinin iki ucu bulunması gerekiyor. Giriş ve çıkışı bulunan bu tünellerin kestirme yol gibi mesafeleri kısaltacağı varsayılıyor.
NEGATİF ENERJİ ( EGZOTİK MADDE/ EXOTİC MATTER)
Bir diğer soru ise bu solucan deliklerinin giriş ve çıkışlarının ne kadar süre boyunca açık kaldığı. Einstein'in teorileriyle oynayan Sagan'a göre solucan deliklerini açık tutmak mümkün. Ama bir şartla. Solucan deliklerini yine varlığı kesinleşmemiş olan ‘‘negatif enerji’’yle yüklemek gerekiyor.
Image353.gif (6674 bytes)
Geçtiğimiz günlerde ''Black Holes & Time Warps'' adlı kitabı yayımlanan Carl Sagan, solucan deliklerinde zamanın nasıl aktığıyla ilgili de çeşitli kurgular geliştirmişti. Solucan deliğinde zamanın dışardakine oranla farklı aktığı varsayılıyor. Kurguya göre Thorne'un Los Angeles'taki evlerinin oturma odasından aileye ait uzay gemisine bir hortum(solucan deliği) uzanıyor. Thorne ve eşi, solucan deliğinin girişinde el ele tutuşuyorlar. Karısı solucan deliğinde uzay yolculuğuna çıkarken, bilim adamı odada kalıyor. Bu sırada Bayan Thorne, 1 saatlik galaksi gezisinin ardından oturma odasına geri dönüyor. Işık hızına yaklaşık bir süratle gezip gelen Bayan, Thorne eve döndügünde oturma odasında bekleyen Bay Thorne için 1 gün ve 1 saat geçmiş oluyor. Bu varsayımlardan yola çıkan Kip S.Thorne, bir zaman makinesi imal etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Ancak sadece kağıt üzerinde...
Çünkü reel dünyada olaylar, kağıt üzerindekinden daha komplike. Formüle kuantum fiziğini de eklemek gerekiyor. Solucan deliklerinin içiyle ilgili formül geliştiren S.Thorne'a göre kuantum fiziği açısından burada korkunç bir felaket var. Çünkü atomdan küçük partiküllerin degişimi sırasında seyahati engelleyebilecek şiddetli patlamalar meydana geliyor, bu da zaman makinasını havaya uçurabilir.
Şimdilik fantezi
Amerikalı fizikçi tüm olumsuzluklara rağmen teorisinden vazgeçmiyor. Bazı varsayımları fantezi olarak kabul görse de Amerikan Ulusal Bilim Dernegi, Thorne'a 365 milyon dolarlık bir bütçe ayırmış. Bu bütçeyle şimdiye kadar görülemeyen ‘‘yerçekimi dalgalarını’’ görüntülemek için bir cihaz geliştirilecek. 2002 yılında hazır olacak Lazerli Yerçekim Dalgalarını Görüntüleme (LIGO) cihazıyla karadeliklerin çarpışması ve yıldız patlamaları görüntülenecek. Bu değişimlerin ışık ışınlarını nasıl etkilediği araştırılacak. Thorne, ‘‘Umutsuz değilim. Ancak tüm zaman makinelerinin patlamalardan zarar göreceğine bahse girerim’’ diyor.
Matematiksel denklemlerin, her zaman sağduyu dışı soyutlamalarla sonuçlanacağı beklenebilir mi! kuşkusuz, hayır. Ancak, bazı astrofizikçiler, birçok hesaplamadan sonra, Evren 'de '' tüneller '' bulunabilecegi ve böylece uzayda hemen hemen eşanlı olarak yolculuk yapılabileceği sonucuna vardılar ; hatta, daha da ileri giderek, zamanda geriye dönülebileceğini bile düşünmeye başladılar. Böylece, eski bir buluş yeniden gündeme gelmiş oluyor. Astrofizikçilerin ulaştıkları sonuç, Einstein ' in 1915 'teki Genel Görelilik Kuramı denklemlerinin dogal uzantısını oluşturuyor. Günümüzde, hesapların yeniden ele alınarak geliştirilmesi ve '' gerçek büyüklükler '' in yer aldığı ilk deneylerin gerçekleştirilmesi ile, çok sayıda yayın yapıldı. Sonuçta ortaya çıkan imkana, tırtılların, yüzeyden girmemek için, toprağın altında açtıkları tünellere benzetilerek, '' tırtıl yolu '' adı verilmiştir. Hayal gücümüzü canlandıran bu imkanlar, özellikle fizikçilerin karşısına dev proplemler çıkarıyor. Böylece eşanlı yolculuklarla, uzayın iki noktası arasında,dogru çizgi ile geçenden daha kısa yollar bulunabileceği önceden varsayılmış oluyor. Başka deyişle, belki, fizik kuramlarının mutlak limitlerden biri olmasına karşılık, ışık hızından (300.000 km/s'den) da daha hızlı gitmek mümkün olabilecektir.
Zamandaki yerdeğiştirmelere gelince, bunlar, fiziğin en keskin paradokslarından birini oluşturmaktadır. Sözünü ettiğimiz görünür çelişkilere karşılık, matematiksel sonuçlar da yanıbaşımızdadır. Bazı araştırmacılar, herhangi bir düşünüş yanılgısı olduğunu varsayarak, kuramsal küreye başvurmaktadırlar; öbürleri ise, çesitli deneyler yapmaya girişmekte ve ilk anlamlı sonuçların alınmasını beklemektedirler. Aslında Genel Görelilik Kuramı sonuçlarının, yalnız başına açıklanması ve doğrulanması gerçek bir anlayış devrimi getirmekle kalmayıp, kuramın zenginliği de ortaya yeni süprizler çıkarabilecektir. Fransız astrofizikçi Thibault Damour diyor ki , ''Einstein ' ın mirası tüm canlılığı ile yaşamaktadır ve henüz tüm sırlarını açığa vurmamıştır.'' Acaba, yıldırım hızlı yolculukların sırrı, tırtıl yollarının arkasında mı gizlidir? Astrofizikçilerin böyle hipotezlere nasıl ulaştıklarını anlayabilmek için, Albert Einstein 'in ''Özel ve Genel Görelilik Kuramları '' nı incelemek gerekir.'' Genel Görelilik Kuramı '' adı verilen kurama göre, uzay, eskiden düşünüldüğü gibi ''düz '' olmayıp, uzaydaki kütle ve enerji dağılımı nedeniyle bozulmuş ve '' eğrilmiş '' tir. Öyleyse üç boyutlu uzayımız, dördüncü boyutta eğrilmiştir; boru biçiminde sarılmış bir kağıdın (iki boyutlu uzayın), üçüncü boyutta eğrilmiş olması gibi.
Yalnız 1915' lerde bu yeni kuramın sonuçları hesaplanamıyordu. Çünkü uzay ve zaman, mutlak anlamlarını yitirmeksizin, yeni bir kavramda biraraya gelmişlerdi: uzay-zaman. Bu birleşmenin, geometri anlayışımıza getirdigi değişiklik, hem nicel, hem de niteldi. Niceldi; çünkü artık, uzayın ve zamanın eğriliğini hesaba katmak gerekiyordu; Örneğin, bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olması gerekmiyordu ve bazı durumlarda, paralel doğrular kesişebiliyordu. Niteldi; Çünkü iki noktayı, aralarında uzay-zamansal bir bağlantısı olmayan tümüyle farklı yollarla ( ''tırtıl yolları '' ile ) birbirine bağlamak mümkündü.
Gezegenimiz Dünya da, dört boyutlu uzayda (üçü klasik boyutlar, dördüncüsü zaman), Güneş çevresinde düz bir yörünge izler. Oysa, gözlemlediğimiz haliyle, üç boyutlu uzayda eğri bir yörünge (eliptik ) üzerinde hareket etmektedir. Demek ki, tırtıl yolları, başka bir boyutta daha kestirme bir yoldan gitmemizi sağlamaktadır. Böyle kestirme yolların varlığı, 1916 yılından beri ileri sürülüyordu; ancak 1936 da, Einstein, Rosen ile birlikte, kendi kuramının matematiksel denklemlerini yeniden ele alarak, farklı iki yeri birleştiren ve Einstein-Rosen Köprüsü adı ile anılan bir köprü düşüncesine ulaştılar. Bu kuramı yeniden ele alan John Wheeler, 1950'li yılların sonunda, ilk kez, Evren' de de ''köprüler '' bulunabileceğini düşündü; bu köprülere de, kestirme yol kavramını vurgulamak için, ''tırtıl yolları'' adını verdi. Bu olaylar, Evren' de, uzayın çok eğri olduğu bölgelerde, Einstein-Rosen Köprüleri ya da kara delikler olarak ortaya çıkarlar.Tırtıl yolları ile ilgilenenler, yalnızca gökbilimciler değildir. Olay, astrofizikten, yani makroskopik düzeyden temel parçacıklar fizigine, mikroskopik düzeye dek yaygındır. Başlıca, temel parçacıklar boyutlarında uygulanan kuantum mekaniginin gelişmesi, tırtıl yolları konusunu mikroskopik düzeye indirerek, ona, yepyeni bir açıklama kazandırmıştır. Böylece bazı fizikçiler, Einstein denklemlerinin sonuçlarını sonsuz küçükler dünyasına uygulamışlar ve umut verici sonuçlar elde etmişlerdir. Onlara göre, atomaltı düzeyde, tırtıl yolları sürekli ortaya çıkıp, yok olmaktadır. Bu bolluğun bulunduğu özel yere, Kuantum Boşluğu adı verilmiştir; aslında yanlış bir ad konulmuş gibidir; çünkü parçacık fizikçilerinin çalışmaları göstermiştir ki, mikroskopik boyutlardaki boşluk, kararsız durumların, özellikle de uzayın farklı biçimlerinin (farklı eğriliklerdeki) ya da matematikçilerin dili ile, ''farklı topolojiler'' in bir kaynaşmasıdır. Bu boyutlardaki uzayın eğrilmeleri, tırtıl yollarını oluşturacak olan çok tekil noktaların doğmasına neden olur.